Kur’an-ı Kerim’de geçen "Düşünmez misiniz?", "İbret almaz mısınız?", "Umulur ki anlarsınız" gibi ifadeler, insanın en temel ve ayırıcı özelliği olan aklına ve anlama kabiliyetine hitap eder. Allah (c.c.), insanı diğer varlıklardan farklı olarak akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratmıştır.
Bu ifadelerle Allah (c.c.), insanlardan evrene ve yaratılışa körü körüne bakmalarını değil, akıllarını aktif bir şekilde kullanmalarını istemektedir. İnsanlardan beklenen, çevrelerinde gördükleri varlıklar (Güneş, Ay, yıldızlar, bitkiler, hayvanlar), doğa olayları (yağmurun yağması, gece ile gündüzün birbirini takip etmesi), bizzat kendi yaratılışları ve hatta geçmişte yaşamış toplulukların başından geçen olaylar üzerine derinlemesine düşünmeleridir (bu düşünmeye tefekkür denir).
Allah, insanların bu düşünme eylemi sonucunda, evrende var olan kusursuz düzeni, ince ayarı ve şaşmaz dengeyi fark etmelerini ister. Bu muazzam sistemin tesadüfen veya kendi kendine var olamayacağını; bunun ancak sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi bir Yaratıcı'nın eseri olabileceğini akıllarıyla kavramalarını bekler. Yani Allah, insanın aklını kullanarak bu delillerden O'nun varlığına, birliğine ve yüceliğine ulaşmasını, böylece imanının bilinçli ve sağlam temellere dayanmasını istemektedir. Aynı zamanda, gördüklerinden ve duyduklarından ders çıkarmalarını (ibret almalarını) ve hayatlarını bu anlayış üzerine kurmalarını talep etmektedir.