Atatürk’ün bu sözüne baktığımızda aslında bize bir "tarih bilinci" aşılamak istediğini görüyoruz. Metni incelediğimde ilk dikkatimi çeken şey, ecdadımızın yani atalarımızın sadece savaşçı değil, aynı zamanda büyük medeniyetler kuran köklü bir millet olduğunun vurgulanması. "Bunu aramak, tetkik etmek ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur" derken, aslında biz öğrencilere bir görev veriyor. Yani tarihimizi sadece ezberlememeli, onu araştırmalı ve doğruları tüm dünyaya kanıtlamalıyız.
Şıkları bu bakış açısıyla elediğimde şunları fark ediyorum:
"Ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır" cümlesi tam olarak özgüven kazanmakla ilgili. Geçmişte büyük işler başarmış bir neslin torunu olduğumuzu bilmek, bize gelecekte de başarılı olma gücü veriyor. "Büyük medeniyetlere sahip olmuş ecdadımız" ifadesi zaten doğrudan millî değerleri ve kültürü tanıma kısmına giriyor. Atalarımızın kurduğu o büyük yapıları ve kültürü öğrenmek bizim milli kimliğimizi oluşturuyor.
Ayrıca "daha büyük işler yapmak için" kısmından, geçmişten aldığımız bu güçle geleceği inşa edeceğimizi, yani ileriye yönelik değerlendirmeler yapabileceğimizi anlıyoruz. "Büyük devletler ve kapsamlı medeniyetler" ifadeleri de toplumların nasıl bir araya gelip geliştiğini, yani toplumsal gelişmeleri anlayabilmeyi kapsıyor.
Ancak A şıkkındaki "Tarih öncesi çağları öğrenme" ifadesi çok teknik ve kısıtlı bir kavram. Atatürk burada genel olarak Türk tarihinin büyüklüğünden ve bunun bize verdiği manevi güçten bahsediyor. Metinde özel olarak yazının icadından önceki devirlere, yani Paleolitik veya Neolitik çağ gibi dönemlere dair teknik bir vurgu yok. Metin daha çok milli tarih bilinci ve motivasyon üzerine kurulmuş. Bu yüzden bu sözden spesifik olarak tarih öncesi çağların öğrenilmesi gerektiği sonucunu çıkaramayız.