41 kez görüntülendi
Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde tarafından

Monroe Doktrini (ABD’nin yalnızlık ilkesi)

NATO, Varşova Paktı (üyeleri vs.)


Kitle iletişimi


Çok partili siyasi hayata geçiş (Cumhuriyet)


4’lü Takrir


Uydular


Arap-İsrail Savaşları


Türk-Yunan problemleri


ÇAĞDAŞ SINAV




Ayrıntılı konu anlatımı yapabilir misiniz? 2.Dönem 1.yazılı


1 cevap

1 beğenilme 0 beğenilmeme
tarafından
tarafından seçilmiş
 
En İyi Cevap

Monroe Doktrini ile işe başlayabiliriz. Bu doktrin Amerika Birleşik Devletleri'nin bin sekiz yüz yirmi üç yılında ortaya attığı bir yalnızlık politikasıdır. Amerika diyor ki Avrupa ülkeleri Amerika kıtasına karışmasın, yeni sömürgeler kurmasın, ben de Avrupa'nın iç işlerine ve savaşlarına karışmayayım. Kendi kabuğuna çekilerek sadece kendi kıtasında güçlenmeyi hedeflediği için buna yalnızlık ilkesi adını veriyoruz.

Ardından Soğuk Savaş dönemindeki büyük kutuplaşmalara, yani NATO ve Varşova Paktı'na geçelim. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya iki büyük kampa ayrıldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin başını çektiği Batı Bloku komünizm tehdidine karşı birleşerek NATO'yu kurdu. Bu örgütte Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkeler yer alırken Türkiye de bin dokuz yüz elli iki yılında Kore'ye asker gönderdikten sonra Yunanistan ile birlikte buraya üye oldu. Buna karşılık Sovyetler Birliği de kendi yanındaki Doğu Bloku ülkeleriyle birlikte Varşova Paktı'nı oluşturdu. Varşova Paktı'nın üyeleri arasında Sovyetler Birliği, Polonya, Macaristan, Doğu Almanya, Çekoslovakya gibi sosyalist devletler bulunuyordu. İki taraf da askeri bir saldırı olursa birbirlerini savunmak amacıyla bu paktları kurmuştu.

Kitle iletişimi konusuna gelirsek, bu aslında adından da anlaşıldığı gibi kitlelere yani çok büyük insan kalabalıklarına aynı anda bilgi ulaştırma işidir. Televizyon, radyo, gazete ve günümüzde internet en büyük kitle iletişim araçlarıdır. Bu araçlar sadece haber vermekle kalmaz, aynı zamanda toplumun düşüncelerini yönlendirir, kamuoyu oluşturur ve kültürün yayılmasını sağlar. Soğuk Savaş döneminde bile devletler kendi ideolojilerinin propagandasını yapmak için kitle iletişim araçlarını çok yoğun bir şekilde kullanmışlardır.

Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş süreci ise Cumhuriyetin tam anlamıyla demokrasiye kavuşma çabasıdır. Atatürk döneminde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi denemeler yapılmış olsa da çeşitli ayaklanmalar ve rejim karşıtı sorunlar yüzünden bu partiler kapanmış, mecburen tek parti dönemi devam etmişti. Tam ve kalıcı olarak çok partili hayata geçişimiz ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında, bin dokuz yüz kırk altı yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla gerçekleşti. Böylece mecliste farklı görüşler de resmi olarak temsil edilmeye başlandı.

Bu geçişin en önemli kıvılcımı Dörtlü Takrir denilen olaydır. Cumhuriyet Halk Partisi içinde yer alan dört önemli isim olan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, partinin meclis grubuna bir önerge vererek partide ve ülkede daha demokratik bir yönetim istediler. Özellikle Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşmelerinde büyük fikir ayrılıkları yaşandı. Bu önerge reddedilince bu dört isim partiden ayrıldı ve demin bahsettiğimiz Demokrat Parti'yi kurarak Türkiye'yi kalıcı olarak çok partili hayata taşıdılar.

Uydular konusu ise dünyadaki siyasi güç savaşlarının uzaya taşınmış halidir. Amerika ile Sovyetler Birliği dünyada rekabet ederken uzay yarışına da girdiler. Sovyetler Birliği'nin Sputnik adındaki ilk yapay uyduyu uzaya fırlatmasıyla bu yarış resmen başladı. Uydular başlarda askeri istihbarat, birbirini izleme ve casusluk amacıyla kullanılırken zamanla hava durumu, haberleşme, navigasyon ve televizyon yayıncılığı gibi hayatımızın her alanına hizmet eden araçlar haline geldi.

Arap-İsrail Savaşları ise Ortadoğu'nun en karmaşık konularından biridir. Bin dokuz yüz kırk sekiz yılında İsrail Devleti'nin kurulmasıyla birlikte Filistin topraklarında büyük bir kriz başladı. Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi Arap ülkeleri İsrail'i tanımadı ve arka arkaya savaşlar patlak verdi. Altı Gün Savaşları ve Yom Kippur savaşları gibi çatışmalarda İsrail genellikle Batı'nın desteğiyle topraklarını daha da genişletti. Bu süreç hem milyonlarca Filistinli mülteci sorununu doğurdu hem de petrol krizleri yaratarak tüm dünyayı etkiledi.

Türk-Yunan problemlerine baktığımızda ise iki komşu ülkenin hem denizde hem de karada paylaşılamayan meseleleri olduğunu görüyoruz. Kıbrıs sorunu bunların en büyüğüdür ve Yunanistan'ın adayı kendine bağlamak yani Enosis hayaliyle patlak vermiştir. Bunun dışında Ege Denizi'nde kıta sahanlığı sorunu, kara sularının on iki mile çıkarılmak istenmesi, Yunanistan'ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Ege adalarını silahlandırması, hava sahası anlaşmazlıkları ve Batı Trakya'da yaşayan Türk azınlığın haklarının ihlal edilmesi gibi meseleler yıllardır iki ülke arasında kriz yaratan konulardır.

Onlineodev.com'a hoş geldiniz! Okul derslerinizdeki ödevleriniz ve anlamadığınız konular için aradığınız hızlı ve doğru cevapları burada bulabilirsiniz.

Türkiye Geneli Online Deneme Sınavlarına Katılın.

...