Avrupalıların Güney Amerika'daki sömürgeci faaliyetleri kıtanın hem insan yapısını hem de doğasını derinden etkileyen pek çok duruma yol açtı. İlk olarak yerli halklar üzerinde çok büyük bir yıkım yaşandı. Avrupalıların yanlarında getirdikleri ve yerlilerin bağışıklığının olmadığı salgın hastalıklar ile ağır çalışma koşulları milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. Bu büyük nüfus kaybı sonrasında oluşan iş gücü ihtiyacını karşılamak için Afrika'dan milyonlarca insan zorla getirilerek köleleştirildi. Bu durum kıtada bugün de görülen çok kültürlü ve farklı etnik kökenlerin bir arada olduğu bir nüfus yapısını ortaya çıkardı.
Ekonomik açıdan ise kıtanın tüm zenginlikleri Avrupa devletlerine aktarıldı. Özellikle altın ve gümüş madenleri hızla boşaltılarak Avrupa ekonomisinin büyümesi sağlandı. Toprak mülkiyeti değişti ve yerli halkın topraklarına el koyularak büyük plantasyonlar kuruldu. Kültürel ve dini alanda ise yerli diller ve inanç sistemleri büyük oranda yok edilmeye çalışıldı. Katolik inancı ve Avrupa dilleri yaygınlaştırılarak yerel kültürlerin üzerine baskın bir kimlik inşa edildi. Ayrıca toplumsal sınıflar tamamen kökenlere dayalı bir hale getirildi. Beyaz Avrupalıların en üstte olduğu, yerli ve siyahilerin ise alt tabakalarda yer aldığı bu hiyerarşik düzen uzun yıllar boyunca eşitsizliğin kaynağı oldu. Avrupa'dan getirilen at, sığır gibi hayvanlar ve buğday gibi ürünler bölgenin tarımını ve günlük yaşamını tamamen değiştirdi. Kıta genelinde kurulan bu sömürü düzeni yerli medeniyetlerin tarih sahnesinden silinmesine veya büyük oranda değişmesine sebep oldu.