Sömürgeciliğin Ekonomik ve Sosyal Yıkımları
Sömürgecilik faaliyetleri sömürülen toplumların üzerinde hem o dönemde hem de bugün hala devam eden çok derin ve yıkıcı etkiler bırakmıştır. Ekonomik açıdan bakıldığında bu toplumların binlerce yıldır sahip olduğu doğal kaynaklar, madenler ve tarım ürünleri sömürgeci devletler tarafından ellerinden alınmıştır. Yerel halk kendi topraklarında sadece sömürgeci devletlerin ihtiyaçlarını karşılamak için çok ağır şartlarda çalıştırılmış ve elde edilen tüm zenginlik Avrupa’ya taşınmıştır. Bu durum sömürülen toplumların kendi sanayilerini ve ekonomilerini kurmalarını engellemiş, onları dışarıya bağımlı ve yoksul bir halde bırakmıştır.
Kültürel Kimlik Kaybı ve Sosyal Çatışmalar
Kültürel ve sosyal alanda ise sömürgecilik toplumların doğrudan kimliklerini hedef almıştır. Yerel dillerin yasaklanması ve yerine sömürgeci devletin dilinin zorunlu tutulması, insanların kendi geçmişleriyle olan bağlarını koparmıştır. Eğitim sistemleri sadece sömürgeci yönetime hizmet edecek bireyler yetiştirmek üzere kurulmuş ve yerel kültürler aşağılanmıştır. Bu durum sömürülen toplumlarda derin bir kimlik kaybı yaratmıştır.
Sosyal yapıda ise sömürgeciler kendi yönetimlerini kolaylaştırmak için farklı etnik ve dini grupları birbirine düşürmüşlerdir. Bu böl ve yönet taktiği, sömürgecilik bittikten sonra bile pek çok ülkede bitmek bilmeyen iç savaşlara ve huzursuzluklara neden olmuştur. Toplumların kendi içindeki barış ortamı bu yapay müdahalelerle bozulmuştur.
Siyasi İstikrarsızlık ve Bağımlılık
Siyasi olarak sömürgeci devletler bu toplumların kendi yönetim geleneklerini ve kurumlarını tamamen yok etmişlerdir. Harita üzerinde cetvelle çizilen yapay sınırlar, birbirine yabancı veya düşman olan grupları aynı devlet çatısı altında birleşmeye zorlarken, akraba toplulukları birbirinden ayırmıştır.
Bu durum bağımsızlık kazanıldıktan sonra bile güçlü ve huzurlu bir devlet düzeninin kurulmasını neredeyse imkansız hale getirmiştir. Sömürgecilik sadece bir hammadde hırsızlığı değil, bir toplumun geleceğinin ve onurunun elinden alınmasıdır. Bugün dünyadaki pek çok yoksulluk ve çatışma sorununun temelinde bu dönemde kurulan adaletsiz düzen yatmaktadır. Bu etkiler nesiller boyu aktarılarak toplumların gelişimini engellemeye devam etmektedir.