Bu durum aslında fizikte çok sık karıştırılan ama mantığını kavrayınca çok netleşen bir detay içeriyor. Mühendisler telsizle iletişim kurarken, sesleri bir telsizden diğerine havayı aşarak doğrudan bir ses dalgası olarak gitmez. Telsizler, ağzımızdan çıkan mekanik ses dalgalarını elektromanyetik dalgalara, yani radyo dalgalarına dönüştürerek iletir. Ses dalgaları havada saniyede yaklaşık 340 metre hızla ilerlerken, radyo dalgaları ışık hızıyla, yani saniyede yaklaşık 300 milyon metre hızla hareket eder. Bu yüzden telsizden çıkan sinyal, diğer telsize ışık hızında ulaşır.
Mühendislerin açık havada veya bina içinde olmaları bu sinyalin iletim hızını algılanabilecek bir düzeyde değiştirmez; hız her iki durumda da ışık hızına çok yakındır. Ortamın değişmesi hızı değil, sadece sinyalin kalitesini ve gücünü etkiler. Bina içindeki kalın beton duvarlar, demir kolonlar veya yalıtım malzemeleri radyo dalgalarının enerjisini zayıflatır ve sinyalin yansımasına neden olur. Açık havada ise sinyalin önünde daha az engel olduğu için iletişim daha pürüzsüz sağlanır. İki ortam arasındaki asıl fark, sesin veya sinyalin karşıya gitme süresi değil, fiziksel engeller yüzünden sinyal gücünün düşmesi ve telsizde oluşabilecek cızırtılardır.