onlineodev.com'a Hoş Geldin!

Burası bilgi paylaştıkça büyüyen bir eğitim platformudur. Aklına takılan tüm soruları hiç çekinmeden sorabilir veya hakim olduğun konularda diğer öğrencilere yanıt vererek onlara destek olabilirsin. Hadi, sen de bu güzel dayanışmanın bir parçası ol.

1 görüntülenme
önce Türkçe kategorisinde tarafından

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
önce tarafından

Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye adlı eseri, adından da anlaşılacağı gibi hayatın uzun bir yolculuk olduğunu ve nesiller boyu tekrar eden bir döngüye sahip olduğunu çok samimi bir dille anlatıyor. Kitabı okurken sanki o kasaba kasaba dolaşan babanın ve oğlunun hemen yanında yürüyormuşuz, bindikleri o kara trende onlarla birlikte seyahat ediyormuşuz gibi hissediyoruz. Hikayeyi anlatan kişi, kitabın başkahramanı olan Ali'nin isimsiz oğlu. Kitap boyunca çocuğun babasına duyduğu hayranlığı, onun sarsılmaz dürüstlüğünü ve birlikte göğüs gerdikleri zorlukları bu çocuğun büyüme evreleri eşliğinde dinliyoruz.

Hikayemizin merkezindeki Ali, çevresindeki herkesin "Bulgaryalı Ali" ya da "Sosyalist Ali" olarak tanıdığı, haksızlığa asla boyun eğmeyen, doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun söylemekten çekinmeyen çok cesur ve yiğit bir adam. Ali'nin geçmişine baktığımızda, dedesi Pehlivan Süleyman ile Bulgaristan'dan göç edip geldiklerini görüyoruz. Dedesi vefat edince Ali bu dünyada yapayalnız kalıyor. Gençlik yıllarında, kalbini Münire adında çok güzel bir kıza kaptırıyor. Münire'nin ailesi zengin, sözü geçen ve nüfuzlu bir aile; Ali ise kimsesiz, ceplerinde hayallerinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir genç. Aile bu evliliğe kesinlikle karşı çıkıp aralarına aşılmaz duvarlar örüyor. Fakat Ali ve Münire birbirlerini o kadar derinden seviyorlar ki, çareyi her şeyi geride bırakıp kaçmakta buluyorlar. Birlikte yeni bir hayat kurmak için yollara düşüyorlar. İşte karanlıkta başlayan bu kaçış, aslında hayatları boyunca sürecek olan o uzun ve yorucu yolculuğun da ilk adımı oluyor.

Bir süre sonra hikayeyi bize anlatan kahramanımız, yani oğulları dünyaya geliyor. Bu küçük ve sevgi dolu aile, Anadolu'nun birbirinden farklı tozlu kasabalarında, sessiz ilçelerinde yaşamaya başlıyor. Ali'nin en belirgin ve onu diğer insanlardan ayıran özelliği, nerede bir haksızlık, nerede bir yolsuzluk görse hemen karşısında dimdik durması. Gittiği her yerde mutlaka ya bir memurun halka yaptığı haksızlığa ya da zengin bir ağanın fakiri ezmesine şahit oluyor. Haksızlığa susamadığı, hırsızlığa göz yummadığı için de kısa sürede egemen güçlerle başı belaya giriyor. Ali'nin yanından hiç ayırmadığı emektar bir daktilosu var. Bu daktiloyla, okuma yazması olmayan veya hakkını arayamayan fakir fukara için dilekçeler yazıyor, onların hakkını mahkemelerde, devlet dairelerinde savunuyor. Bu yardımseverliği ve eşitlikçi tavrı yüzünden kasabanın ileri gelenleri tarafından adı hemen "Sosyalist"e, hatta komüniste çıkarılıyor. Adı böyle anılmaya başlandığında ve düzeni bozulan güçlü kişilerle ters düştüğünde işinden haksız yere kovuluyor, evleri taşlanıyor ve ağır mahalle baskılarına maruz kalıyorlar. Her seferinde mecburen o azıcık eşyalarını toplayıp, kara trene binerek başka bir kasabaya, bambaşka bir hayata doğru yola çıkmak zorunda kalıyorlar.

Gittikleri her yeni yerde yeni bir umutla, tertemiz bir sayfa açarak hayata tutunmaya çalışıyorlar. Ali ailesini geçindirmek için ne iş bulsa alnının teriyle yapıyor. Bazen arzuhalcilik yapıyor, bazen katiplik yapıyor, bazen de kasabanın yazlık sinemasını işletiyor. Çok paraları, lüks eşyaları olmasa da evlerinde her zaman neşe, kitaplar ve huzur var. Ancak ailenin bu kendi halindeki mutluluğu, anneleri Münire'nin amansız bir hastalığa yakalanmasıyla ne yazık ki yarım kalıyor. Münire'nin vefatı, hem Ali'yi hem de oğlunu derinden sarsıyor ve hayatlarındaki en büyük kırılma noktası oluyor. Ali, sadece hayat arkadaşını değil, hayattaki en büyük dayanağını ve aşkını kaybediyor. Bu büyük kayıptan sonra baba ve oğul birbirlerine dünyadaki tek tutamaklarıymış gibi eskisinden çok daha sıkı sarılıyorlar. Ali, oğluna eksiklik hissettirmemek için hem annelik hem babalık yapmaya, onu kendi inandığı değerler doğrultusunda dürüst, okuyan ve onurlu bir insan olarak yetiştirmeye gayret ediyor.

Yıllar su gibi akıp geçiyor, taşınılan kasabalar değişiyor, çocuk büyüyüp aklı başında bir delikanlı oluyor. Yerleştikleri yeni bir kasabada Ali, yine bir yazlık sinema işletmeye başlıyor. Oğlu da artık büyüdüğü için ona yardım ediyor, makine dairesinde makinistlik yapıyor, tahta panolara film afişlerini asıyor. Bu yazlık sinema günleri, kitabın en renkli, en canlı ve kasaba kültürünü en iyi yansıtan kısımları. Kasaba halkının çekirdek çitleyerek sinemaya gelmesi, orada kurulan dostluklar, insanların saflığı ve o dönemin sıcak insan ilişkileri çok samimi bir şekilde işleniyor. Çocuk bir yandan lise eğitimine başarıyla devam ederken bir yandan da kitapların büyülü dünyasına dalıyor, edebiyata merak salıyor, daktilonun başına geçip şiirler yazmaya başlıyor.

Delikanlılık çağlarına iyice adım attığında, hayatın o gizemli ve tekrar eden yüzüyle karşılaşıyoruz. Tıpkı babasının gençliğinde yaşadığı o büyük sarsıntı gibi, o da aşık oluyor. Sevim adında, tıpkı kendisi gibi kitap okumayı seven, zeki, derinliği olan ve çok güzel bir kıza gönlünü kaptırıyor. Sevim de bu dürüst ve temiz yürekli gence karşı boş değil; aralarında çok masum, saf ve güçlü bir bağ kuruluyor. Ancak hayatın o garip döngüsü tam da burada kendini gösteriyor ve tarih tekerrür ediyor. Sevim'in ailesi de tıpkı yıllar önce Münire'nin ailesinin Ali'ye yaptığı gibi bu ilişkiye şiddetle karşı çıkıyor, onay vermiyor. İki gencin karşısında yine aşılmaz engeller, itiraz eden ve onları ayırmaya çalışan aile büyükleri duruyor. Delikanlı, babasının yıllar önce annesi için yaşadığı o çaresizliği ve aşkı uğruna verdiği o büyük mücadeleyi şimdi kendi hayatında, kendi kalbinde hissederek yaşıyor.

Hikayenin kapanışında, delikanlı babasının o yıllarca haksızlıklara karşı durduğu meşhur daktilosunu, en sevdiği kitaplarını ve birkaç parça eşyasını yanına alıyor. Tıpkı babası Ali'nin yıllar önce annesi Münire'yi kaçırıp yeni bir hayata adım atması gibi, o da her şeyi göze alarak sevdiği kız olan Sevim'i kaçırıyor. İki genç ellerinde valizleriyle tren istasyonuna koşuyor, trene biniyorlar ve bilinmeze, kendilerini bekleyen o uzun hikayeye doğru yola çıkıyorlar. Baba Ali ise trenin arkasından öylece bakakalıyor. İçinde bir yandan oğlundan ayrılmanın verdiği derin bir hüzün varken, diğer yandan oğlunun da kendi inandığı yoldan sapmamasından, aşkının ve inançlarının peşinden korkusuzca gitmesinden dolayı büyük bir gurur taşıyor. Hayat, babadan oğula geçen, aynı acılar ve sevinçlerle tekrarlanan uzun bir hikaye olarak yoluna devam ediyor.


Onlineodev.com'a hoş geldiniz! Okul derslerinizdeki ödevleriniz ve anlamadığınız konular için aradığınız hızlı ve doğru cevapları burada bulabilirsiniz.

Türkiye Geneli Online Deneme Sınavlarına Katılın.


...