Bu ayetten çıkartılabilecek en doğru ve kapsamlı yargı E seçeneğidir.
Ayeti incelediğimizde iki temel şart olduğunu görüyoruz. Birincisi yararlı işler yapmak yani salih amellerde bulunmak, ikincisi ise ibadette Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak yani sadece O’nun rızasını gözetmektir. Bu iki unsur bir araya geldiğinde kişinin Rabbine kavuşmayı umması gerçekleşir. Ayetin bütününe baktığımızda, Allah’a duyulan imanın ve O’na kavuşma isteğinin, kişiyi hem topluma hem de kendisine yararı olan işler yapmaya ve ibadetlerinde sadece Allah’ı tek kabul etmeye sevk ettiğini anlıyoruz. Diğer seçenekler ayetin sadece bir kısmına veya dolaylı sonuçlarına değinirken, E seçeneği ayette vurgulanan iman ve davranış bütünlüğünü en iyi şekilde ifade ediyor.
Konuyu biraz daha açarsak, İslam dininde iman ile amel birbirinden ayrılamaz bir bütün olarak kabul edilir. İman eden bir kişi, bu inancının doğal bir sonucu olarak iyi, güzel ve faydalı işlere yönelir. İslam'ın temel amacı, insanın sadece kendi kurtuluşunu değil, çevresine ve insanlığa da faydalı olacak bir hayat sürmesini sağlamaktır. Bu süreçte en önemli prensip ise tevhid yani Allah’ın birliği ilkesidir. İbadet ederken veya bir işi yaparken niyetin sadece Allah olması, yapılan işin kalitesini ve değerini belirler. İnsan yaptığı her hayırlı işte Allah’ın rızasını gözetirse, bu davranışları sadece birer alışkanlık değil, aynı zamanda Rabbine kavuşma yolunda atılmış adımlar haline gelir. Bu nedenle, gerçek bir iman, kişiyi sadece vicdani bir huzura kavuşturmakla kalmaz, aynı zamanda onu daha üretken, daha dürüst ve daha faydalı bir birey olmaya zorlar. Dolayısıyla inanç, insanın dünyadaki pratik yaşamını şekillendiren en güçlü itici güçtür.