Vücudumuzda sindirim için HCl yani hidroklorik asit kullanan organımız midedir. Besinleri ağzımızda çiğneyip yuttuğumuzda yemek borusundan geçerek midemize ulaşıyorlar ve asıl büyük kimyasal işlemlerden biri burada başlıyor. Mide öz suyu dediğimiz sıvının içinde bol miktarda hidroklorik asit bulunuyor. Bu asit o kadar kuvvetli ki midenin iç ortamının pH değerini çok düşük seviyelere getirerek oldukça asidik bir ortam yaratıyor. Bu asidik ortamın sindirim sürecinde birden fazla çok kritik görevi var. Öncelikle yediğimiz yiyeceklerle birlikte vücudumuza giren zararlı bakterileri ve mikropları parçalayarak bizi hastalıklara karşı harika bir şekilde koruyor. Bunun yanında proteinlerin kimyasal sindiriminin başlayabilmesi için midedeki enzimlerin aktifleşmesi gerekiyor. Midede proteinlerin sindirimini sağlayan pepsinojen adında pasif bir enzim bulunuyor ve hidroklorik asit bu enzimi aktif pepsin enzimine dönüştürerek proteinlerin parçalanma sürecini başlatıyor. Ayrıca bu asit, yediğimiz proteinlerin o karmaşık üç boyutlu yapılarını bozarak enzimlerin onlara daha kolay etki etmesini sağlıyor. Bütün bunları öğrenirken aklımıza hemen bu kadar kuvvetli bir asidin midenin kendisine nasıl zarar vermediği sorusu gelebilir. Midenin iç yüzeyini kaplayan ve sürekli yenilenen çok kalın bir mukus tabakası var ve bu tabaka mide duvarını asidin o yakıcı ve parçalayıcı etkisinden mükemmel bir şekilde koruyor. Midenin hidroklorik asidi bu denli çok yönlü ve etkili kullanması, yediğimiz besinlerin parçalanıp ince bağırsağa hazır hale gelmesi için vücudumuzun tam donanımlı bir kimya laboratuvarı gibi çalıştığını gösteriyor.