Amfibiler ve sürüngenlerin ekosistem sağlığı hakkında bize neden bu kadar net bilgiler verdiğini anlamak için onların biyolojik yapılarına ve çevreleriyle kurdukları çok yakın ilişkiye geniş bir bilgi perspektifinden bakmamız gerekiyor. Özellikle kurbağa ve semender gibi amfibiler, yaşamlarını sürdürebilmek için inanılmaz derecede geçirgen bir deri yapısına sahiptir. Bu canlılar suyu içmek yerine derilerinden emerek alırlar ve hatta solunumlarının büyük bir kısmını yine bu nemli derileri üzerinden gerçekleştirirler. Bu harika biyolojik özellik, aynı zamanda onların doğadaki zehirli maddelere, tarım ilaçlarına veya ağır metallere karşı tamamen savunmasız kalmalarına neden olur. Sudaki veya topraktaki en ufak bir kimyasal kirlilik, doğrudan bu canlıların kanına karışarak onlarda hastalıklara, gelişim bozukluklarına veya ani ölümlere yol açar.
Bu canlıların çevre kirliliğine karşı erken uyarı sistemi gibi çalışmasının bir diğer sebebi de yaşam döngüleridir. Amfibiler hayatlarının ilk aşamasını suda, ergin dönemlerini ise karada geçirirler. Bu iki farklı yaşam alanı, onları hem sucul ekosistemlerdeki hem de karasal ekosistemlerdeki sorunlara maruz bırakır. Bir ormandaki veya göldeki kirlilik, sıcaklık değişimi veya radyasyon artışı, ilk olarak bu canlıların nüfusunda ani bir düşüş olarak karşımıza çıkar. Sürüngenler tarafına baktığımızda ise onların besin zincirindeki yerleri devreye girer. Yılanlar veya kertenkeleler genellikle çevrelerindeki böcekleri ve küçük memelileri tüketirler. Eğer o bölgede bir çevre kirliliği varsa, bu zehirli maddeler besin zinciri yoluyla alt basamaklardan üst basamaklara doğru birikerek ilerler ve sürüngenlerin dokularında çok yüksek oranlara ulaşarak zehirlenmelere yol açar.
Ayrıca hem amfibiler hem de sürüngenler soğukkanlı, yani vücut ısılarını dış ortama göre ayarlayan canlılardır. Çevrelerindeki sıcaklık değişimlerine, iklim krizine veya yaşam alanlarının tahrip edilmesine kuşlar veya memeliler gibi kilometrelerce uzağa göç ederek hızlı bir şekilde tepki veremezler. Çoğu zaman bulundukları dar alanlarda hayatta kalmaya çalışırlar ve yerel iklimdeki ufak sapmalar bile üreme döngülerini bozmaya yeter. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde bir bölgedeki kurbağa, semender veya kertenkele sayısında yaşanan belirgin bir azalma, o bölgenin suyunun kirlendiğini, toprağının bozulduğunu veya sıcaklık dengesinin tehlikeli biçimde değiştiğini gösteren en güvenilir ve doğal alarm zillerinden biridir. Biyologlar sadece bu canlı türlerinin sayılarını ve gelişimlerini gözlemleyerek, doğadaki çok daha büyük çevre felaketlerini henüz başlangıç aşamasındayken tespit etme şansı bulurlar.