Yabancılık çekmek deyimi, insanın alışık olduğu düzenin dışına çıkarak yeni bir ortama, şehre, topluluğa veya kültüre adım attığında yaşadığı uyum sürecindeki zorlukları ve içsel huzursuzluğu ifade eder. Hayatın akışı içinde insanlar bazen okumak, çalışmak, seyahat etmek ya da göç etmek gibi çeşitli sebeplerle bulundukları tanıdık çevreyi terk edip tamamen yabancı oldukları yeni alanlara girmek zorunda kalırlar. İşte bu geçiş döneminde yaşanan bocalamayı, yalnızlık hissini ve o ortama ait olmama duygusunu en iyi şekilde anlatan kavram bu deyimdir.
Bu ifadenin temelinde insanın aidiyet ihtiyacı ve alışkanlıklarına olan bağlılığı yatar. Kişi uzun süre boyunca belirli bir çevrede yaşamış, oradaki insanları, sokakları, konuşma tarzlarını ve kuralları benimsemiştir. Yeni bir yere gittiğinde ise eskiden rahatça yaptığı pek çok şeyin artık geçerli olmadığını görür. Karşısındaki insanların yabancı olması, çevrenin sessiz veya karmaşık gelmesi, geleneklerin ya da günlük alışkanlıkların farklılığı kişiyi kasar. Konuşacak kimseyi bulamamak, nereye adim atacağını bilememek ve kendini o ortamda eğreti duruyormuş gibi hissetmek bu durumun en belirgin göstergeleridir.
Günlük hayatta bu durum en çok başka bir şehre üniversite okumaya giden gençlerde, ilk iş gününü yaşayan çalışanlarda veya farklı bir ülkeye yerleşen göçmenlerde görülür. İnsanlar ilk başta yeni çevrelerini yadırgarlar, eski yerlerini özlerler ve kendilerini dışlanmış ya da yalnız hissedebilirler. Ancak zamanla o ortamı tanımaya, insanlarla iletişim kurmaya ve kurallara alışmaya başladıkça bu his yavaş yavaş ortadan kalkar. Dolayısıyla bu deyim, kalıcı bir durumu değil, genellikle yeni olmanın getirdiği geçici bir uyum sorununu ve ruhsal yabancılaşmayı tanımlar.