Yere göğe koyamamak deyimi, bir kişiyi, bir hayvanı veya bir nesneyi aşırı derecede çok sevmek, ona çok büyük bir değer vermek ve üstüne titremek anlamına gelir.
Bir kişiye, bir nesneye ya da çok sevilen bir evcil hayvana duyulan değer o kadar büyüktür ki, sahibi veya seveni o varlığı adeta kusursuz ve eşsiz olarak görür. Deyimdeki kelimeler mecazi bir abartı taşır; yani sevilen kişiyi o kadar yüceltiriz ki yer yüzü bile ona dar gelir, gökyüzüne taşımak veya en yüksek yerlere oturtmak isteriz.
Günlük hayattan örnek vermek gerekirse, ailelerin yeni doğan bebeklerine ya da ilk çocuklarına gösterdikleri o sonsuz ihtimam, onların en ufak bir üzüntü yaşamaması için gösterdikleri çaba ve çevrelerine çocuklarını sürekli övmeleri tam olarak bu deyimi karşılar. Sadece insanlar için değil, bazen çok sevdiğimiz ve gözümüz gibi baktığımız antika bir eşya ya da yıllarca emek verdiğimiz özel bir çalışma için de aynı ifadeyi kullanabiliriz. O nesneye zarar gelmesinden korkar, başköşeye koyar ve üzerine titreriz.
Bu deyim aynı zamanda karşımızdaki kişiye verdiğimiz değeri ve duyduğumuz memnuniyeti dış dünyaya en coşkulu şekilde yansıtma biçimimizdir. Onu eleştirmekten kaçınır, aksine olumlu yönlerini parlatır ve kusurlarını görmezden geliriz. Kısacası sevginin ve değer vermenin en coşkulu, en abartılı ve en korumacı halini anlatmak için bu deyimi kullanırız.