“Gizli Mabed”, Ömer Seyfettin’in önemli öykülerinden biridir. İşte bu hikayenin kısa özeti:
Sermet, kendine misafir olarak gelen bir Frenk’i (Avrupalı bir genç) benimle tanıştırdı. Bu kişi Türklerin kendi değerlerinin yeterince farkında olmadığını düşünüyordu. Ben ise ortada bir güzellik veya sanat eseri olmadığını, Türklerin virane bir hayat sürüp sanattan yoksun yaşadığını düşünüyordum. Frenk’i süt anneme götürmeye karar verdim. Süt annem bir Hıristiyanı misafir etmek istemez diye Avrupalıyı Çerkez diye tanıttım. Avrupalı genç, virane Türk mahallesini sanat eseri zannettiği gibi evin eski eşyalarını değerli sanat eserleri olduğunu düşünüyordu. Sabah kalkınca Avrupalı misafirlikten pek memnun kaldığını söyledi. Gizli mabedi keşfettiğini söylüyordu. Meğerse yağmur nedeniyle su basan sandık odasını çok özel bir yer zannetmiş. Ona açıklamaya çalıştım ama inanmadı. Hala “Siz kendi değerlerinizin farkında değilsiniz!” diyordu. Ben de içimden, “Neymiş bizim o göremediğimiz değerler?” demek istedim ama nezaketimden sustum.
Ömer Seyfettin’in “Gizli Mabed” hikayesinin ana fikri, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde Türklerin kendi medeniyetinden utanır hale gelmiş olmalarıdır. Türk-İslam medeniyetinin güzelliklerini bazı yabancılar keşfetmiştir. Ancak bizim insanımız, medeniyeti batı kültüründe aradığı için kendi kültüründeki güzellikleri görememektedir. Bu tür ibretlik hikayeler, dikkate alınmalıdır.