“Ruşen Eşref:
— Peki efendim; millî edebiyatın dil, vezin ve mevzudaki gayesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mehmet Emin:
— Evvelâ size Rus şairlerinden Mayekov’un bir levhasını hatırlatacağım: Mayekov, bir gün bir izbeye gitmiş. Ocakta çam kütükleri yanıyormuş. Alevleri odayı aydınlatıyormuş. Bu ocağın önünde bir küçük çocuk, eline bir kitap almış, parmaklarını satırların üzerinde yürüterek heceleye heceleye okuyormuş. Bunun karşısında uzun saçlı, uzun sakallı Rus köylüleri, kucaklarında çocukları uyuyan Rus kadınları, can kulağıyla bu kızı dinliyorlar ve başlarını sallıyorlarmış. Şair diyor ki: ‘Bu kitap, halkın diliyle yazılmış, onun yurdunun güzelliklerini, büyüklerini, ecdadının efsanelerini, hatıralarını, kalplerinin aşklarını, elemlerini, hayatlarının ümitlerini ve rüyalarını söylüyor. Bu kitabın, isterse hecelene hecelene bir kız çocuğu tarafından okunsun, kulübelere girmesi ve halkın karanlıkta kalmış ruhlarına bir ışık, heyecansız yüreklerine bir titreme vermesi, Rusya’nın istikbâlinin ufuklarında büyük ve ilâhî bir güneş doğacağını müjdeliyor...”
(...)
(Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki)
Kendisiyle röportaj yapan Ruşen Eşref’e, Mehmet Emin’in bir Rus şairinin anısını aktararak verdiği cevaba göre bir edebiyata millîlik niteliği kazandıran özellikler nelerdir?