Özdeyiş, yani vecize ile atasözü arasındaki farkı anlamak için öncelikle bu iki kavramın özelliklerine bakmak gerekir.
Atasözleri, anonim ürünlerdir, yani söyleyeni belli değildir. Halkın ortak deneyim ve gözlemlerinden doğar ve bir toplumun gelenekselleşmiş yargılarını, ahlaki kurallarını ya da yaşam tecrübelerini yansıtır. Genellikle bir durumu özetleyen, öğüt veren veya yol gösteren kısa ve kalıplaşmış sözlerdir. Cümle biçiminde tamamlanmış bir yargı bildirirler ve zamanla toplum tarafından kabul görmüşlerdir. Örneğin, "Ağaç yaşken eğilir."
Özdeyişler, yani vecizeler ise söyleyeni belli olan, genellikle ünlü bir kişi, düşünür, sanatçı ya da devlet adamı tarafından söylenmiş, derin anlam taşıyan ve bir gerçeği, felsefi bir düşünceyi veya önemli bir fikri özlü bir biçimde ifade eden sözlerdir. Bunlar da kısa ve etkili sözler olsa da, anonim olmayıp bir kişiye aittirler. Özdeyişler, atasözleri gibi bir yargı bildirebilir ancak atasözlerinin aksine doğrudan toplumsal deneyimden çok, kişisel bir gözlemin veya derin bir düşüncenin ürünüdür. Örneğin, "Yurtta sulh, cihanda sulh." sözü Mustafa Kemal Atatürk'e ait bir özdeyiştir.
Temel fark, atasözlerinin anonim ve halkın ortak mirası olması, özdeyişlerin ise söyleyeninin belli bir kişiye ait olmasıdır. Atasözleri daha çok toplumsal deneyim ve kural bildirirken, özdeyişler kişisel ve derin bir fikri ifade eder. Her ikisi de kısa ve özlü anlatıma sahip olsa da kaynakları ve ait oldukları bağlam bu şekilde farklılaşır.