Murtaza, ailesiyle birlikte mübadele döneminde Yunanistan'dan Türkiye'ye göç eden biridir. Göç esnasında Yunanistan'da bıraktıkları mallar karşılığında Türkiye'de mülk sahibi olma teklifini reddetmiştir. Bu davranışı, çevresindekiler tarafından garip karşılanmış, zira o dönemde mübadeleyle gelenler genellikle zengin oluyordu ve tarla, arsa gibi mülk sahibi oluyorlardı. Ancak Murtaza'nın hayali başkaydı; o, dayısı gibi asker olup üniforma giymek ve orduda görev almak istiyordu. İş arayışına girdikten sonra bekçi olarak çalışmaya başladı. Asker olamasa da en azından üniforması vardı. Murtaza, zamanla görevini katı bir disiplinle yerine getirmeye başladı, bu durum mahalleliyi rahatsız ediyordu. Gece yarısını geçtiğinde ışıkları açık olan evlere girer ve insanlara yatmaları gerektiğini söylerdi. Kendini mahallenin yöneticisi gibi görüyor ve bir düzen kurmaya çalışıyordu. Onun için görev her şeyden önemliydi. Mahallelinin rahatsızlığı artınca, Murtaza'nın işten çıkarılmasını sağladılar.
İşsiz kalan Murtaza, yeni bir iş arayışına girdi ve bir komiserin önerisiyle bir fabrikada gece kontrolü yapmaya başladı. Burada da aynı disiplin anlayışını sürdürdü. Konuşan işçilere müdahale eder, uyuyanları uyandırır ve işten kaytaranları müdüre şikayet ederdi. Bu tavırları işçiler arasında huzursuzluk yaratıyordu; kimse Murtaza'yı sevmiyordu. Murtaza'nın iki kızı da aynı fabrikada çalışıyordu. Bir gün işçiler, kızların iş saatinde uyuduğunu görüp Murtaza'ya şikayet ettiler. Murtaza önce inanmadı ama sonra kızlarını iş başında uyurken yakalayınca, öfkeyle kızlarından birini yere fırlattı. Ne yazık ki kız beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetti. Bu olay Murtaza'yı derinden sarstı, ama yine de görevini her şeyin üstünde görüyordu. Bir gün küçük oğlu bir bakkaldan ekmek çaldığında, Murtaza onu şikayet etti ve cezalandırılmasını istedi. Ancak hakim, çocuğu serbest bıraktı. Murtaza, iş aşkıyla ailesine zarar vermeye devam ediyordu.