Arkadaşlar, şimdi sizden bir saniyeliğine gözlerinizi kapatıp bir film sahnesi hayal etmenizi istiyorum. Bir aksiyon filmindesiniz, yağmur şakır şakır yağıyor, kahramanımız çamurlu bir yolda koşuyor ve arkasından atlılar onu kovalıyor. Sizce o yağmurun, çamurun vıcıklığının veya at nallarının sesi o an, sette mi kaydediliyor? Cevap veriyorum: Hayır. İşte tam burada devreye, ismini belki de hiç duymadığınız "Foley Sanatçıları" giriyor.
Bu meslek, aslında sinemanın en büyük illüzyonlarından biri. Foley sanatçıları, film çekildikten sonra sessiz bir stüdyoya girerler ve filmdeki karakterin her hareketini taklit ederek o sesleri sıfırdan üretirler. Ama asıl ilginç olan bunu nasıl yaptıkları. Bu insanlar, ellerindeki garip ve alakasız eşyalarla mucizeler yaratırlar. Mesela izlediğiniz o gerilim filmindeki kemik kırılma sesi var ya? O aslında mikrofonun başında kırılan taze bir kereviz sapı veya bir havuçtan başka bir şey değil. Ya da o heybetli atların sesi, aslında kum dolu bir kutuya vurulan hindistan cevizi kabuklarından çıkıyor.
Bir Foley sanatçısı olmak için sadece iyi bir kulağa sahip olmak yetmiyor, aynı zamanda müthiş bir hayal gücüne sahip olmanız gerekiyor. Onlar, bir röntgen filmini sallayarak gök gürültüsü sesi yapmayı akıl eden, mısır nişastası torbasını sıkarak karda yürüme sesi çıkaran dahi insanlardır. Eğer onlar olmasaydı, izlediğimiz en pahalı, en efektli filmler bile sessiz, ruhsuz ve inandırıcılıktan uzak olurdu.
Sinemanın bu görünmez kahramanları, biz fark etmesek de izleme deneyimimizi baştan aşağı değiştiriyor. Bundan sonra bir film izlerken duyduğunuz o adım seslerine veya kapı gıcırtılarına daha dikkatli kulak verin. Belki de o an duyduğunuz şey gerçek bir kapı değil, stüdyodaki paslı bir sandalyenin sesidir. Beni dinlediğiniz için teşekkürler.